24 Mart 2011 Perşembe

Yalnızlığa dayanırım da, bir başınalığa asla.

Yaşlanmak hoş değil duvarlara baka, baka.

Bir dost göz arayışıyla.

Saat tıkırtısıyla…

Korkmam, geçinip gideriz biz mutlulukla.

Ama; ‘’günün aydın, akşamın iyi olsun'’
Diyen biri olmalı.

Bir telefon sesi çalmalı ara sıra da olsa kulağımda.

Yoksa, zor değil, hiç zor değil, demli çayı bardakta karıştırıp, bir başına yudumlamak doyasıya.

Ama; ‘’ çaya kaç şeker alırsın ? ‘’

Diye bir ses sormalı ya ara sıra…

20 Mart 2011 Pazar

Beni çağıran uçurum, uçurum oldu sevdan...
Kaçmam...
Yok saklanmam başından-sonundan, korur bizi...zaman...
Kim söylemiş son diye, olmaz diye, kanar diye...
Anlatma...
Anlamam...

Aşk varken; sözlerinde, düşlerinde, yeniden doğmak gibi nefesinle, çoğalıp sevginle...
İsteme...
Durdurmam...
Kim söylemiş son diye, olmaz diye, kanar diye...
Anlatma...
Anlamam...
Büyüt beni; gözlerinde, ellerinde, yeniden ses oldun sözblerime, gücün saklı içimde...
Vursunlar...
Ağlamam...
İster bahar, ister ayaz...
Yolum seninle...
Duysun dünya, karşı dursun, düşsün peşime

13 Haziran 2010 Pazar

Sevgilimin Mezuniyet Balosu Geldi Çattı

Sevgilimin mezuniyet balosu geldi çattı sevgili blog. Seni bizim için açıp sonra bitti diyen Ayça'nın mezuniyet balosu olacak yakında. Facebooka mesaj geldi sabah sabah okuyunca ayrı bir hüzün acı bastı. Daha dün gibi aklımda yetenek sınavı için izmite gelişimiz sınav öncesi yaşadığımzı sıkıntılı saatler yetişememe korkusu... Nasılda geçti öylesine çabuk 4 yıl. Bu sene başlarken nasılda heyecalıydı balo için daha senenin başında neler yapabileceğimiz konuşmaya başlamıştık. Kıyafetler seçiyordu bizim için bir çok plan yapıyordu. Belli etmesemde ondan çok daha heyecanlıydım bu konuda sevgili blog... Zayıflamaya bile başlamıştım sırf o istiyor onun yanında daha iyi görüneyim diye... Olmadı be sevgili blog dayanamadı bana daha fazla hatalar elbette olur ama katlanmayıda bilmek gerekmezmiydi be sevgili blog... Ben onu yaptım ben bunu yaptım demeyeceğim ama çok sabırlıydım be ayrılığı geçiremedim hiç aklımdan seviyordum çünkü ne olursa olsun seviyordum hala seviyorum sevgili blog sende tribe girme şimdi seviyordum dedim diye...

Neyse yine ağlamaklı yine acı dolu zaman off off sevgili blog

12 Haziran 2010 Cumartesi

Kimim ben, neyim, nasıl biriyim...
Ne işim var dünya da...
Ne arıyorum buralar da daha ne kaldı beklenecek...
Tek güvendiğim Ayça idi çekti gitti...
Eee daha ne o bile çekip gidebiliyorsa diğer insanlar ne yapmaz...
Sıyrılmalıyım bedenimden, benliğimden...
Nirvana hayallerim vardı yıllar önce yine başlarım nirvana yoluna...
Aseksüel bir yaşam hiçte zorlamayacaktır beni bu saatten sonra...
Hem sevmek eylemini hala Ayça için tutuyorken bünyede buda nesi...
Sevmem başka kimseleri hayvanları ve bitkileri bile...
Acımla yaşamaya başladım nasılsa alışmak istemiyorum acıma ama yaşıyorum...
Bla bla bla

10 Haziran 2010 Perşembe

Vazgeçmeyeceğim BİZ'den...

Vazgeçmeyeceğim bizden,vazgeçmeyeceğim seni sevmekten istemiyorum çünkü hiç bir şeyimizi unutmayı.

Sen ardında beni "BİTTİ" diye bırakıp giderken çok gördün bana yaşamayı, umut etmeyi, bana kurmayı öğrettiğin gelecek hayallerini çok gördün. Çok gördün sevgini,şefkatini yapamadın veremedin daha fazla bu kadarı yeter diyerek arkana bile bakmadan çektin gittin. Ben yapmayacağım dönmeyeceğim bize arkamı öylece bırakıp gitmeyeceğim bizi.

Hala senin beğenerek aldığın 3 tanesi 10 lira t-shirt leri giyiyorum. Hala parmağımda senin beğenerek aldığın ve kırılan yüzüğü takıyorum. Hala bana aldığın bilekliği takıyorum bileğime, ve ben hala senin yapıtın olarak duruyorum bıraktığın yerde...

Ne yaparsan yap ne kadar zaman geçerse geçsin vazgeçmeyeceğim seni sevmekten ve unutmak için hiç çaba sarfetmeyeceğim bizi...

Benim içinde gül olur mu,benim içinde yaşa hayatı, kendine yeni umutlar yeni mutluluklar bul ben yaşarım bizi bebeğim sen düşünme ardına bakma söylüyorumda bakmıyorsun ya zaten...

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Yarım Kalan Sürpriz



Ayçayı tanıdığımda 18 indeydi. Sevgilim olduğunda 19daydı beni terkettiğinde 24ünde(yaşı yıl olarak ele alınmıştır.) Ayçayı tanıdığımda 19 yaşındaydım. Sevgili olduğumda 20. Terkettiğinde 25.
Terkedilişin ardından onlarca soruyla başbaşa kaldım ve bu beni deliliğe doğru götürüyor hissediyorum çünkü histerik yaklaşımlarım yanı sıra şizofrenik davranışlarda sergiliyorum birinin sürekli bana adımla seslenişi gibi sesi duyuyorum beynimden geldiğini düşünüyorum ama sanki başka biri sesleniyor gibi ve son günlerde artan etrafımda sürekli birileri dolaşıyormuş gibi gölgemsi görüntüleri görmem... Uyku düzenim çok bozuldu hemen hemen hiç uyumuyor kilo kaybediyorum sürekli, ayrıca alkol alma isteğim sürekli had safhada...

Bildiğim kadarıyla Ayça'mda ise bu tür sorunlar yok umursamaz demeyelimde çok daha sağlam adımlarla ilerliyor kendi yolunda inşallah devam edecekte. Verdiği karardan pişman olması ondan çok daha fazla beni üzecektir.

Video 44 dakika uzunluğundadır. Ayça'm için hazırlnacak olan bir videonun tamamlanmamış halidir. BİZİM için gerçekten önemli olduğunu düşündüğüm şarkılar eşliğinde oluşturulmuştur. Videonun hiç bir kısmını Ayça'mda izlememiştir

Sana Yazdığım Yazılara Kaldırıyorum Kadehimi

Başını göğsüme yaslayıp; “Kalbin AY-ÇA AY-ÇA AY-ÇA diye atıyor” Deyişlerin geliyor aklıma ikinci şarap matarasını açarken. Bilirsin sarhoş olmak hiç bana göre olmadı hala sarhoş olamıyorum. Hiçbir şarap dudaklarının yarattığı etkiyi yaratıp beni kendisine katamıyor. Kalbim hala AY-ÇA AY-ÇA AY-ÇA diye atıyor ve bütün alkolü etkisiz hale getiriyor vücudumda da ruhumda da…

Dön bana desem ruhumdaki sen bile susarsın öylesine güçlü gittin. Şimdi ne yaparsın, neredesin , kimler yanındadır? Şarkılardaki hüznü görüyorum artık kendi ayinimi yaratıyorum. Bütün sevdaları sana kurban ediyorum. İnsanlardan nefret ediyorum, yaşamaktan nefret ediyorum, dünyadan nefret ediyorum. Hepsini her bir ayinimde sana senin uğruna kurban ediyorum. Çok mu güzel sanki nefes alıp vermek yaşıyormuşum gibi göstermek dışında ne işe yarıyor senin için olmadıktan sonra… Evet yaşıyorum hatıralarımızla, anılarımızla yaşıyorum kimseyi sokmuyorum mabedime hepsini öyle özümsemişim ki acı çekmekten zevk aldığım yer, korkumu yaşadığım yer düşlediğim senin küçük avuçların.

Sen neler yapıyorsun derslerini düzeltebildin mi bensizken, mahvettiğim ara sınav haftandan kalanları ben tamamen bıraktım okulu artık derslerin hiç biri umrumda değil zaten olmamıştı. Umrumda olan tek şeyin umrundalar diye şaşılacak kadar iyi idi hepsi, hepsi senin içindi şimdi sen beni bir yerde indirdin hayatından hal bu ki ben seni indiremiyorum yaşadıklarımdan… Gitme diyebilseydim sana bitmemeli deseydim o gecenin sabahında yanına gelebilseydim. Konuşabilseydim be sevgili, konuşabilseydim böyle mi olurdu yine de farkındayım artık konuşmak için çok geç. Bundan sonra yerine kimseyi koyamıyacağımında farkındayım bilirsin sen beni zaten beni bir tek sen bilirsin bir tek seninle iken gerçek oluyordum.

Senden uzakta hep bir şeyler eksik/Gönlümde derman yok inan bir nefeslik/Ne bir avuntu nede biraz ümit/Ne yaptın bana nedir bu sessizlik/İçimde bir şey acıyor sen gelince aklıma/ her şey/ Yerine sevemem,yerine sevemem/Razıyım yapayalnız tükensin yıllarım ama/Yerine sevemem, yerine sevemem/Olmuyor, denedim, yine de yerine sevemedim her şeyim” Bir 7 ay böyle bu şarkıyı söyleye söyleye geçirmiştim. O seni bir görüşüm vardı ya o 7 ayı nasılda işkenceye çevirmişti her cumartesi günü Feridun DÜZAĞAÇ “Cumartesi” şarkısını da unutmamak lazım nasılda sinir olurdun hep önce ben söylüyorum diye bilmiyordun ki bir görüşle hayatımdaki en büyük öncelik olmuştun.

Artık sesler duyuyorum nereden geldiğini,kimin çıkardığını bilmediğim ve gölgeler görüyorum bir çok yerde zihnim oyunlar oynuyor sürekli bana ve sürekli rüyalarıma sokuyor seni bu sabahta gördüm seni rüyamda benim sabahımı bilirsin o saatlerde işte; “İzmit’e geliyordun ve ben seni karşılıyordum. Bavulunu taşıyordum sadece çok hızlı gidiyordun yetişmek için anıt park ın oradaki kavşakta sağıma soluma bakmadan koşuyordum peşinden bavulun çok ağırdı anılarımızı,hatıralarımızı sıkıştırmıştın sanki içine 6 yıllık bir geçmişi tepmiştin ve kaçıyor gibiydin benden evine girdin sonra ben bavul ile dışarıda kaldım. Duyduğum üzüntüyü uyanıkmışçasına hissedebiliyordum gözlerimi açtım gözlerim ıslanmıştı yastığım ıslanmıştı.” Birde geçenlerde gece nin iki buçuğunda çıktım dışarıya Sakarya devlet hastanesinin aciline gitmişim oturmuş gelen giden ambulansları getirdiği insanları ve sevenlerini izliyordum. Sıyırmama ramak kaldı anlıyacağın yada sıyırdım çoktan ama sıyırdığım için farkında değilim. Kendimi aramıyorum hiçbir yerde biliyorum nerdeyim giderken senin ile gitti. Bana kalan sen ile sensizliğin dibine vuruyoruz şarap şişlerinin vurduğum gibi…